çuf çuf çuf.

doğarken hepimizin televizyon kumandasına benzeyen bir şeyi oluyor. onunla kanallarımızı değiştirebiliyor, sesimizi açıp kapatabiliyoruz ve daha çeşitli şeyler… mesela bazen konuşma dilimizi değiştiriyoruz, bazen altyazı ekliyoruz söylediklerimizi insanlara telaffuz eden. aslında bu kumandalarla yapamayacağımız hiçbir şey yok öyle diyelim. biz hayatta aşamalar atladıkça bu kumandaların başka özelliklerini öğreniyoruz. şifresini çözdüğümüz özelliği kullanabilir hale geliyoruz. bütün şifreler farkındalıkla çözülüyor. kumandayı kullanırken unutulmaması gereken şey, onunla her şeyi yapabiliriz. durabilir, devam edebilir, gerekirse tekrar durabilir hatta hep durabiliriz. gidebilir, kalabilir, sevebilir, sevmeyebiliriz. yani kısacası, yapabileceğimiz her şeyi yapmayabiliriz de ve yapamayacağımızı düşündüğümüz her şeyi yapabiliriz aslında. “ben böyleyim”ler biter o zaman bitmesi gerekiyorsa ya da “ben böyleyim”ler başlar eğer başlaması gerekiyorsa? önyargıları yıkmaktan bahsediyorum evet. önce kendini toplumdan ve bütün kurallarından soyutlayıp, sadece sen olmanın nasıl bir şey olduğunu hatırlamaktan. öğrendiğin her şeyi unutmaktan ve hepsini yeniden öğrenmekten bahsediyorum. önyargısız, üstünde düşünerek, kendine dürüst olarak. neyin olması ve neyin olmaması gerektiğini düşünmeye başlayalım diyorum. siz demiyorum biz diyorum, hepimiz. kendi gücünü yakından tanırsa insanoğlu, dünyadaki saplantılı güç çılgınlığı da biter belki?

kumandayı kullanmayı yüz yıllar önce keşfedenler, bize aynı kumandaya sahip olduğumuzu unutturdular.

değişim çok güzel gelsenize?

sinantuzcu:

“loli”pop!!

Benzin istasyonu

Akatlar

“ben bu…”

Tamamlayamadan içimden geçenleri sakızla apışık cümle, yapıştı kulak vasıtası ile östaki boruma, ordan da dengemi bozup, beyinciğimin “anlamsızlar” bölümüne aktı.

“Em, içinden “somur” mak geliyorsa somur!”

[Flash 10 is required to watch video]

bir samsun hatırası :) sensiz olmaz!

[Flash 9 is required to listen to audio.]

bu gece ne kadar güzel. gecenin kendisi güzel. hem hiçbir şey olmadı ki. bilgisayarımın başında oturmuş iki saattir aynı birayı içiyorum. yanında bir de sigara. ama gece güzel işte anlamadım gitti. evi temizledim belki ondandır. kuzguncuk çok sessiz belki bu yüzdendir. bahçeye hamak astım belki de bu yüzden.

belki de artık bütün geceler çok güzel olacaktır. belki zaten bütün geceler hep çok güzeldi. belki ben bunu bu gece anlamışımdır. ben her gece “bu gece çok güzel” desem zaten o geceler hep güzel olur, kötü olması ne mümkün?

bu gece çok güzel. zaten gece çok güzel. 

[Flash 9 is required to listen to audio.]
[Flash 9 is required to listen to audio.]

katyaninyazi:

Konuştuklarında her şeyi çok basitmiş gibi gösterebilen o garip insanlardan çevremizde en az bir tane bulunsa hiç fena olmaz.

Çocukluğumun seyyar satılan tuzlu salatalık kokulu yazlarında uzun şehirlerarası yolculuklar rutinime inen korkutucu bir darbeydi ve bazı sorularım vardı. Açık dondurmanın toplarını sadece klasik tatlardan seçersem paramın boşa gittiğini hissederim diye ahududulu falan bir top koydurmanın akıllıca olduğunu keşfetmiş ama henüz bahsetmediğim bu sorulara cevap bulamamıştım.

-Baba çikolata yersem yolda midem bulanır mı?

-Çok yemezsen bulanmaz.

-Peki ya cips?

-Hoşuna giden hiçbir şey mideni bulandırmaz.

Hayat yolunda dönüm noktası gibi bir andı. Bu kadar basit ve rahatlatıcı olan bu bilgi, o kadar basit olduğu için aklıma gelmemişti. Demek hoşuma giden hiçbir şey midemi bulandırmazdı. Bu hoşuma gitmişti.

-

[I Am Kloot - Avenue of Hope]

[Flash 9 is required to listen to audio.]

la la la. la minör.

hiç uyumamak ve her şeye oturduğum yerden şahit olmak isterdim. göz kapaklarım bana itaat etsin ve gözlerim görerek baksın. düşündüğüm tüm muhteşem şeyler ve hissettiğim en aykırı duygular bazen saklanmasalardı ben de o en derinde taşıdığım tatminkarsızlığı ve onun ucuna dokunan huzursuzluğu yaşamazdım. biliyorum ki müzik hissetmem gereken bütün duyguları tanıştırıyor benimle. fazla mesai harcamıyorum insanlarla, gündemle, acıyla, sevinçle, aşkla, ihanetle, öfkeyle ve diğerleriyle. beni minörlerden korkutan adamlara inat minör bir kadınım ben nihayetinde. küçüğüm bir kere. bütün büyüklüklerime, anlayışıma, başkaldırışıma, bütün orospuluğuma, kabullenmeyişime ve masumluğuma rağmen öyle küçüğüm ki inanamıyorum. ve öyle samimi ki hissettiğim her saniye, müzik gibi, aslında en gerçek acı ve sevinç gibi. kelimeler gibi ve en anlamlı cümleler gibi. bir ayak sesiyle dağılıveren yalnızlıklar gibi. o kadar ani ve beklenmedik ki. 

[Flash 9 is required to listen to audio.]

aslında yalan söylüyorum, havaların bir süredir ne kadar kötü olduğu sikimde değil. artık herkesle sohbet ediyorum. hep gülümsüyorum, hem de herkese. yalan söylüyorum, o kadar da düşünmüyorum insanların iyiliğini. her iki yüzümü de kullanıp sesimi bastırıyorum ki susabileyim artık. konuştuğumda ağzımdan sen çıkacaksın diye korkuyorum. konuşmazsam belki seni daha az duyarım çünkü “seni” benimle sadece ben konuşuyorum. bir süredir her şeyi kendim için yapıyorum. daha iyi olabileyim diye, sen artık olmasan bile hatta sen hep olsan bile. bu “sen” dediğim kim, kimsin, kimsiniz, kimiz? neler oluyor! “bu galiba benim” diyen sen. ve sen ve sen ve sen ve s… artık düşmek çok zor. sen bir de ben. bize hiçbir şey olmaz ve bizden hiçbir şey olmaz. 

biz hepimiz zamirleriz.

daha önce söylenmiş sözlerden anlamlar çıkaramıyorum bazen, hepsi o kadar eskimiş ki. sanki hepsinin üzerinde defalarca düşünülmüş ve aynı şeyleri tekrar tekrar düşünmenin anlamı yok gibi. yeni şeyler düşünmekten ise tedirgin oluyorum bazen. alışmam ve alıştırmam uzun sürüyor. ve bazen eskilerden keyif alıyorum, sadece hatırlamaktan ve hatırlatmaktan. sonra bazen kurduğum ve kuramadığım cümlelerden ötürü pişmanlık hissediyorum. bazen kafam çok güzel olsun ve her şeyi sadece bir kişiye anlatayım istiyorum. her şeyi sadece o bilsin ve anlasın. bazen sahip olduğum en güzel şeylerden bile sıkılıyorum. bir gerçek var ki ben sadece müzikten sıkılmıyorum. müziğin en çok içine girdiğim zamanlarda bile ona istediğim kadar ulaşamadığımı biliyorum ve üzülüyorum ama aynı zamanda seviniyorum çünkü müzik belki de sonunu bilmediğimiz en güzel şey ve ona bu yüzden bu kadar büyük bir aşk duyuyorum. ben bazen bir şeylere o kadar sinirleniyorum ki, uğruna cinayet işleyebileceğim canlılara bile çok kötü davranıyorum. sonra ben bazen gerçekten hiçbir şeyi anlayamıyorum. kötüler neden kötü, iyiler neden iyi. neyse soru değil. çünkü “siz” varsınız ve “biz” varız ve “sen” varsın ve “ben” varım ve “onlar” var. hiçbirimiz olmasaydık da ben, sen, o, biz, siz ve onlar olacaktı. olacaktık. 

Son zamanlarda dinlediğim en güzel şeylerden biri bu. Sözlere dikkat.

[Flash 9 is required to listen to audio.]

unutulan değerler, anlamını yitiren bir geçmiş, hiç tanınmamış, tanımak için emek verilmemiş ama sözde birbirini sevmiş insanlar, maneviyattan nasibini almamış matematik adamları, gururdan bihaber gururlular, o yüzleri taşımaktan utanmayan yüzsüzler, bugün hepinizi yakıp içtim.

dağınık.

ruhum öyle bir yükseliyor ki hiçbiriniz durduramazsınız ve anlayamazsınız bana neler olduğunu. sığamadığım odalardan sığındığım yüzlere kaçıyorum ve onları izlemeyi delicesine seviyorum. her çizgisini ezberledim gizlice. başka odalarda zor nefes alıyorum. o kadar ki, aynı cümleleri kurmaktan bile korkuyorum. farklı cümleler aynı anlamlara gelmesin diye uğraşıyorum. bir şarkıdan yardım dileniyorum uykularıma eşlik etmesi için, o ise hayallerimi harekete geçirip uykularımla dalga geçiyor adeta. aslında öyle mutluyum ki. acıya eğilimli bünyeler lütfen acı çektiğimi düşünmesin. bazı şeyler eksik sadece. ah işte burda tıkanıyorum. çünkü hepinize içten içe gerizekalı muamelesi yapıyorum. benden nefret etmeniz için harika bir sebep. bir kağıt ve birkaç parça eşya yardımcı oluyor anlamama. bir süre anlayıp sonra unutuyorum. ben yazmazsam hepsini unutuyorum. iyi ve kötü, doğru ve yanlış. ben sizi unutalı çok oldu. sizi düşünmeye ihtiyacım olmadığını biraz düşündüm ve sonunda anladım, zor olmadı. ben bu dünyanın en dürüst yalancılarından biriyim. kendimden başka kimseye kıyamayacak kadar ruh hastası olmayı büyüklerimden öğrendim. kaç defa anlayamadan geçip gideceğimin veya yeniden anlayacağımın hesabını yapamayacağım gibi kendimi aşan sözler de veremem. işte yine o akor. bana biraz yalnız kalmam gerektiğini söylüyor.

yine minör.

ben çevremi saran bu melankoli enerjisinden çok sıkıldım. bu bana aşılanan kültürü şiddetle reddedesim ve bütün kültlere ana avrat sövesim var. bütün şarkıların sözlerini kendi hayatlarına uyarlayan duygusallardan, tartışmalara alınganlıklarını ve tatmin edilme beklentilerini katan kapris sevdalılarından, anlamayı ve anlaşılmayı bu kadar zor hale getiren serbest bırakılamayan beyinlerden yoruldum. 

hayatım ve hayatımdaki konuklar arasındaki kavgadan yoruldum. verilen yere ve ayrılan zamana saygı duymayan oyunculara replik vermekten usandım. 

bu hayatın baş rolünde ben varım, siz ise buna bencillik diyorsunuz. bırakın siz beni anlaşılır olmaya zorlamayın, ben de sizi anlamaya zorlamam o zaman. belki zamanla bir bakmışız artık hepimiz anlıyoruz. 

sonra belki bir bakarım sizden biri olmamayı başarmışım. o zaman özümü ilk defa bulurum belki.

bir itiraf:

kız arkadaşlarımın yanında örgü örmekten nefret ederim. çünkü örgü örüyorsam canım gerçekten örmek istemiştir. yanımda kız arkadaşım varsa benim ördüğümü görünce onun da canı eline yün ve şiş almak ister. sonra ne ördüğünü bilmeden yavaş yavaş örmeye başlar. o sırada sürekli “böyle miydi yea bi baksana” diye sorar. sonra sürekli hatalar yapıp ördüğü şeyi bok eder bana düzelttirir. böylece ben örgü örmek istediğime pişman olurum.